Bugün 19 Mayıs

Bugün 19 Mayıs
21 Mayıs 2021 - 02:17
Bugün 19 Mayıs
Mustafa Kemal'in Samsun’a çıktığı gün, 19 Mayıs 1919,  Birinci Paylaşım Savaşı'nın sonunda işgal edilen Türkiye topraklarında bağımsızlık mücadelesinin başladığı tarihtir.

Türkiye halklarının bağımsızlık mücadelesi kutlu olsun. 
İkinci Paylaşım Savaşı'nın sonundaysa, işgal yalnızca top ve tüfeklerle gelmedi, ekonomik ve askeri ikili anlaşmalar ile Türkiye Cumhuriyeti, ABD’ye ve onun askeri kanadı NATO’ya bağımlı kılındı: Bu işgal gizliydi. Türkiye Cumhuriyeti emperyalistler ve yerli iş birlikçileri eliyle sömürgeleştirildi.

68 gençliği, mücadelesini 2.Kurtuluş Savaşı olarak anlamlandırıyor ve 6.Filoya karşı meydanlarda haykırıyordu, 

Yaşasın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye. 
Emperyalistler, tekelci iş birlikçileri ve onlarla uzlaşan oligarşinin fraksiyonları eliyle Türkiye’de bağımlı bir devlet inşa ettiler. 

Bu devlet; asker, polis ve MHP’de cisimleşen ülkücü-faşist çeteleriyle, devrimcilere ve emeğini savunan halka savaş açıyordu. Devrimciler ve emekçi halk bu saldırılara karşı koydu. Türkiye'de bağımsızlık mücadelesi, emperyalistler eliyle silahlandırılan faşist çetelere karşı verilen mücadeleydi. Emperyalizm, çeteleri ve kurumlarıyla halkın karşısında yer alan içsel bir olguydu. ABD’nin sosyalist bloğa karşı savaşı kendi topraklarının dışında sürdürmek için yapılandırdığı ve buna uygun olarak örgütlediği asker, polis ve faşist çetelerden oluşan iç savaş unsurlarının adı kontrgerillaydı. 

Kontrgerillanın tertiplediği saldırılar ve katliamlar yoluyla emek ve devrim mücadelesi yok edemedi; ancak bu saldırılarla 12 Eylül askeri faşist darbesine zemin hazırlandı.

Kontrgerillanın neden olduğu terör ortamından güç alınarak gerçekleştirilen  emperyalizm kaynaklı darbe, Türkiye'de emeğin kazanımlarını piyasaya açtı, kamu varlıkları özelleştirildi, kısmi demokratik kurumlar tasfiye edildi. 

Doksanlarda Susurluk kazasıyla birlikte gündeme gelen mafya, siyaset ve polis üçgeni devrimcilerin sözlerini bir kez daha doğrulamıştı. Bu yıllarda kontrgerilla unsurları bir yandan uyuşturucu, silah ve haraç gibi illegal piyasaları yönetirken öte yandan Kürt halkına karşı saldırılarını sürdürüyordu. İllegal ilişkiler devlet kurumlarıyla her zamanki gibi iç içeydi. Bu yıllar yine kontrgerilla eliyle düzenlenen gazetecilerin ve siyasilerin cinayetlerine tanık oldu. 

Mafya bir yandan devlet bürokrasisinin vurucu gücü olma işlevini yerine getiriyorken öte yandan kamu ihalelerine karışıyor, sermaye gruplarının silahlı bekçiliğini yapıyordu. Bu kirli ilişkilere halk,

Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık eylemleriyle tepki gösterdi.
AKP Fethullah Gülen Cemaati ile ittifakı sonucunda iktidara geldi. AKP’nin iktidarı, ABD’nin Ortadoğu'da ılımlı İslam politikalarından bağımsız düşünülemez. AKP iktidarı 12 Eylül’le birlikte yolu açılan, piyasacı-neoliberal politikaların devam ettiricisi ve en vahşi uygulayıcısı olduğu kadar, ittifak kurduğu NATO artığı unsurlarla birlikte 12 Eylül faşizminin devamıdır. 

AKP ve Cemaat ittifakı, Ergenekon ve Balyoz davalarıyla, devlet kurumlarının tam anlamıyla kendi denetimlerine girmesini istiyorlardı. 

2008 krizi patlak verdi ve dünyayı etkisi altına almaya başladı. Neoliberal yıkımı hisseden kitleler kapitalizm ve baskıcı rejimlere karşı harekete geçtiler. Ortadoğu'da baskıcı rejimlere karşı düzenlenen gösteriler rejim değişiklilerine sebep oldu ve bu sürece Arap Baharı denildi, kitleler:
İsyan, Devrim, Özgürlük sloganını atıyorlardı. 
İktidar boşluklarından faydalanan ABD, Ortadoğu'da müdahale zeminini buldu. Müslüman Kardeşler ve radikal cihatçı örgütler aracılığıyla Ortadoğu'da milyonları öldüren savaşa yol açtı. Bu savaşın jandarmalarından biri olarak Türkiye’yi atadı.
 ABD ve müttefiklerinin politikaları Suriye'de yenildi. 
Türkiye’nin bölgedeki başarısız askeri politikaları, bölgedeki konumunun sorgulanmasına yol açtı. ABD’nin gözünden düşen Türkiye, Rusya ve ABD’nin bölgedeki hegemonya mücadelesinden faydalanarak, yeni-Osmanlıcı denilen ve bir tür alt-emperyalist olma amacı güden politikalarında başarısız oldu. Sonuç tam bir hezimetti.
2013'te baharın adı Gezi’ydi. 
Halk neoliberalizmin emek düşmanı, AKP’nin baskıcı yasalarına karşı ayaktaydı. Tüm Türkiye'de gösteriler:
Her yer Taksim her yer direniş sloganıyla toplumsallaştı.
Bir halk hareketi olarak Gezi'nin etkisi, Ortadoğu da başarısız politikalar ve çökmekte olan ekonomi sonucunda AKP-Cemaat ortaklığı bozuldu. İki islamcı yapı arasındaki mücadele devlet kurumlarının paylaşım krizi olarak görüldü. Bu ittifak içerisindeki iktidar kavgası, 17-25 Aralık operasyonları ve en sonunda 15 Temmuz darbe girişimine sebep oldu.

Cemaat'in tasfiyesi, AKP’nin sözde tasfiye etmek istediği kontrgerilla artıklarıyla ittifak kurmasını zorunlu kıldı, bu ittifaka Cumhur İttifakı denildi. 

Devlet kadroları yeniden kontrgerilla artıklarıyla dolduruldu. Mehmet Ağar ve Devlet Bahçeli'nin destekleriyle içişleri bakanlığına getirilen Süleyman Soylu bu ittifakın mührüydü.

Devlet şiddeti özellikle Güneydoğu'da Kürt halkına olmak üzere, tüm halk muhalefetine yöneldi. AKP düzen muhalefeti dahil olmak üzere, tüm muhalefeti terörle ilişkilendirdi. 

Başkanlık rejimiyle birlikte kurulan Cumhur İttifakı'nın karşısında özellikle Adalet Yürüyüşü'nü tertip eden CHP’nin öncülüğünde, Millet İttifakı kuruldu. 

Millet İttifakı, işlemeyen devlet kurumlarını yani başta yasama, yürütme ve yargı olmak üzere, kriz halindeki devleti onarmak üzere harekete geçti. Bu ittifak doğal görevi olan düzen muhalefetini yerine getiriyor. 

Cumhur ittifakının halk desteğinin azalması, AKP’nin izlediği beceriksiz dış politika ve özellikle finans kapitalin olmak üzere sermayenin isteklerine cevap verememesi, ittifakı bozulma noktasına getirdi. 

Bugün AKP tarafından uyuşturucu, silah gibi illegal işleri yürütmesi için görevli kılınan, Sedat Peker’in açıklamaları, yine bu faşist rejimi kendi içlerinden ifşa etmektedir. 
AKP unsurlarının çıkar savaşları etrafında ayyuka çıkan kirli mafya ve siyaset ilişkileri, bugün devletin kurumlarıyla ve unsurlarıyla birlikte kriz halinde olduğunu, en zayıf zamanlarını yaşadığını göstermektedir. 

Devletin bu kriziyle eş zamanlı olarak emek ve demokrasi cephesindeki mücadeleler, toplumsal mücadelelerdeki ivmenin izlerini taşıyor. Kapitalizmin ve bağımlı devletin artık kronik krizi ne düzen muhalefetiyle ne de faşist devlet müdahaleleriyle çözüme kavuşabilir. 

Bugün 19 Mayıs yani “kurtuluş” ancak, dünyada barışı önceleyen, halkların kendi kaderlerine saygı gösteren ideolojik tutumla mümkündür. AKP faşizmi ve kirli iş birlikleriyle mücadele ile mümkündür. 

Faşizmi yıkacağız sosyalizmi kuracağız, tek yol devrim sloganlarıyla kurtuluş mümkündür.
Bugün üniversitelerde kayyumlara karşı özerk üniversite, meydanlarda laiklik ve demokrasi diye sloganlaşan mücadelemiz, onurlu bir memleket mücadelesidir, bugün AKP’ye ve faşist çetelerine karşı verdiğimiz mücadele bağımsızlık mücadelesidir. 


Mafyanın, Erdoğan’ın yani faşist iktidara karşı yönelen mücadelemiz, üniversitelerde kayyumlara karşı mücadelemizde somutlaşmaktadır. 

Yürüttüğümüz mücadele kurtuluş mücadelesinin, anti faşist, anti emperyalist devrimci gençliğin mücadelesidir. Yeniden ve yeniden tüm alanlarda haykıracağız:
Kahrolsun emperyalizm yaşasın mücadelemiz. 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum